RSS .92| RSS 2.0| ATOM 0.3
  • alembox
  •  

    Dövme yapmak günah mıdır

    Ağustos 7th, 2009

    İnsanlar, çok eski zamanlardan beri vücutlarının çeşitli yerlerine dövme yaptırmışlardır. Bugün bu adet, yer yer sürdürülüyor. Avrupa ve Amerika’da bazı gençler bunu bir “süs” şeklinde yaparken, yurdumuzda da birtakım havai gençler onları taklit ediyorlar. Cahiliye Arapları dövmeyi süslenmek için yaparlarken; dövme ile bedenlerine çeşitli şekil ve suretler yaparak bununla mafsallarının güç kazandığına inanırlardı. Bugün ise bu tamamen bir özentiden öteye geçmemektedir.

    Dövme, bilinen şekliyle şöyle yapılıyor: Vücut, iğne ve benzeri aletlerle kan akacak şekilde yaralanıyor. Sonra aynı yere iç yağı ve bazı maddeler konarak yara iyileşmeye terk ediliyor. Sonunda deri altında koyu yeşil bir şekil meydana geliyor.

    Buhari ve Müslim’de rivayet edilen hadislerde, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) dövme yapmayı ve yaptırmayı yasaklamış, bunları yaptıranın İlahi rahmete liyakatini kaybettiklerini bildirmiştir.

    Bilmeden dövmeyi yaptıran insan nasıl hareket edecektir? Bundaki hüküm, dövmeyi yaparken kullanılan maddeye göre değişir. Şayet bu maddeler dinen necis sayılanların arasında bulunuyorsa, dövme de o hükme girer. Şayet temizse, o da temizdir. Bunda yapılacak şey, şayet ufak bir müdahale veya ameliyatla hallediliyorsa gidermeye çalışmaktır. Şayet giderilemiyor, buna da imkan bulunamıyorsa, o şekilde bırakılır. Çünkü Cenab-ı Hak kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemez, onun üstesinden gelemeyeceği, yapamayacağı şeyleri istemez.

    Abdeste ve gusle mani olup olmadığına gelince; bir defa dövme derinin altındadır. Yani dış derinin altında yer alıyor. Abdest ve gusulde ise derinin altını değil, üstünü yıkamak farzdır. Dövme de derinin altında kaldığına göre, onun bedenin herhangi bir yerinde bulunması abdeste ve gusle mani olmaz. Üzerinin yıkanmasıyla abdest ve gusül sahih olur.

    Bilmeden böyle bir günahı işlemiş olan kimse de Allah’tan mağfiret diler, tövbe istiğfar eder. Ve inşAllah da kabul edilir.


    ali şeriati yıllığı sizi rahatsız etmeye geldim

    Mayıs 11th, 2009

    Düşünen her insan kucağına doğduğu toplumun üvey evladı! Bu insanlar inançlı olmayı çokça dosta sahip olmaktan yeğ tutarlar. Düşünce ve iman bir araya gelince, ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs’ teşekkül eder. Bu büyük ruhların ve yiğit adamların işidir. Bununla beraber övgünün kör edici tuzağı her zaman yolumuza kurulu durmaktadır. Düşünce adamının işi kırmadan, kızmadan sabırla anlamaya çalışmak. Yalnız anlamak mı? Anladığını bir namus cilvesi olarak anlatmak. Aydınlatmak. Yanmak yakılmak. Ama öncelikle aydınlanmak için yanmak, aydınlatmak için değil. Eğer böyle değilse geriye aldanmak ve aldatmak kalıyor. Ve maesefa tefekkürün Sina’sı her zaman metruk kalmaya mahkum. Serazad düşünce namus setresine bürününce mukaddeslerle mülevvesler arasındaki puslu şafakta bir güneş doğar. Bu hakikat güneşidir. Yalanın kirli yüzünü ifşa eden hakikat güneşi. Aydın’ın [ruşenfikr] görevi kakikatin ortaya çıkarılması. Eyyub gibi bir sabırla.

    Düşünce keyfi yerinde beyler için birer lükstür. Düşünce diye ortalığı saran neseb-i gayri sahih dedikodu cümbüşü, yedi ceddi yabancı birer alufte. Bu kirli çeşmelerden içmek zorunda kalan zavallı yığınlar. Hakikat yasaklanmış! Aydının görevi Ferhad gibi dağları delerek temiz pınarlarla halkı buluşturmak, bütün vefasızlıklara, değer bilmezliklere, karalamalara rağmen.
    Hayatı konuşmak ve yazmak olan bir iman ve düşünce adamının karşısındayız. Hayatı Çöl’de başlamış bir dava adamı. Kaderi çöl gecelerinde bir yıldız misali parlamak olan bir adam. Bir kandil. Acılarıyla, umutlarıyla, kederleriyle, ağlayışlarıyla, sevinçleriyle. Cedle-rinden aldığı büyük terbiye ile, iman ve düşünce tarihinin büyük kametlerini tek tek ziyaret ederek onlardan feyz almış bir adam. Selman-ı Pak ile kol koladır, Ebu Zer’in cübbesini giyinir, Ali ile kuyu kazar, İkbal’le arkadaşlık eder, Sartre ile kahve içer, Bergsonla münazara yapar, Massignon’un kitaplarını taşır. Bir eş, bir baba, bir öğretmen, bir arkadaş, bir bir bir… ama yalnız.

    Zor zamanlarda yaşayan, yazan ve konuşan insanların kaderleri ‘zor’ üzerinde yükselir. Onlar aç kalmayı, horlanmayı, sürülmeyi göze alarak ait oldukları halklar üzerine şahitliklerini gerçekleştirmek için büyük fedakarlıklar gösterirler. Yaşamın lezzetlerini kendilerine haram sayan bu yüce ruhlar büyük davalar için hayatlarını feda ederler.
    Bugün dünyanın birçok köşesinde kitapları okunan, tartışılan, sevilen, takip edilen, fikirleri hala canlı bir düşünce ve eylem adamıdır Ali Şeriati.

    Bu kitapta okuyacağınız makaleler bir düşünce adamının, bir dava adamının, bir şehidin fikriyatını tartışmak, anlamak, anlatmak, derinleştirmek, yani biraz da yarım kalmış bir şarkıyı tamamlamak, tamamlanmasına vesile olmak gayesiyle 2006 yılının Mart ayında kurduğum[uz] bir internet sitesinin ilk meyvesidir.
    Kurulduğu günden bu zamana kadar birçok makalenin, çevirinin, alıntının yayınlandığı sitemiz Ali Şeriati takipçileri için bir toplanma mekanı oldu. Birçok tartışmaya ev sahipliği yaptı. Ümidimiz odur ki Aziz Doktor’un tanınmasına, düşüncesinin biraz daha derinlemesine, anlaşılmasına, tartışılmasına katkı sağlamış olsun.

    Bununla beraber sosyolojiden dinler tarihine, antropolojiden sanata, ideolojilerden ekonomiye, edebiyattan felsefeye kadar çok geniş bir sahada kısa ömrünce dolaşmış, yazmış, konuşmuş bir adam elbette son şarkısını söylemiş değildi. Durum böyle olunca anlaşılmasının önündeki engeller daha da ziyadeleşiyor. Birçok mevzuda fikirler beyan eden insanların anlaşılmaları elbette güçtür. Parçacı yaklaşımlarla, yeterince analiz edilmeden kulaktan dolma fikirlerle anlaşılmaya çalışılan insanların kaderi çoğu zaman karalanmak olur. Doktor da bunlardan ziyadesiyle nasibini almıştır. Fakat bu onun engin düşünce dünyasına, bağlı olduğu dini düşünceye asla halel getirmez. Birçok büyük şahsiyet kendi devrinden çok sonraları anlaşılabilmiştir. Bu çalışma bir Şeriati savunması değildir. Onun hayatı ve düşünceleri savunulmaya mahal bırakmayacak kadar derindir. Fakat o da kuru ekmek yiyen bir kuldu. ‘Alev denizinde mumdan gemi yüzdüren’ bir kul.

    Bu çalışmanın amaçlarından birisi de artık bugün bir mektebe dönüşen Ali Şeriati düşüncesine mütevazı bir katkı sağlamak, bu alandaki külliyatın bir araya getirilmesine yardımcı olmaktır.
    Şüphesiz ki bu çalışma bir samimiyetin ürünüdür. Eksiklikleri, yanlışlıkları için okuyucunun anlayış ve affediciliğine sığınacaktır. Bu ülkenin gündeminde on yıllardır bulunan bir yazar, düşünce ve bir iman adamının aziz hatırası elbette böyle küçük hacimli bir çalışmayla nihayetlendirilemez. Ama bu çaba bir ilk adım olarak değerli görülmelidir.

    Birçok problemle beraber tanıştığımız Doktor’un eserleri, kötü çevirileriyle, parçalanmış baskılarıyla da olsa bu ülke insanının zihninde hep ayrı bir yer tuttu. Ali Şeriati okuyanlar diye kendilerinde hoş bir ayrıcalık hisseden insanlar varoldu. Bu Doktor’un düşüncesinin soylu bir meraka, samimi bir çabaya ve düşünceleri uğrunda hayatını feda edebilen büyük bir ruh yüceliğine olan bağlılığından gelmekteydi.
    Hem site çalışmamız hem de bu eserin vücuda gelmesinde şüphesiz bana birçok kişinin yardımı oldu. Bu kişileri anmadan geçmek haksızlık olur. En başta bu çalışmada yer alan bazı makalelerin tercümesini hiçbir karşılık beklemeden yapan Sayın Melih AHISKALI ve Murat SÜRMEN Beylere ve Ali Şeriati Üzerine Bir Oturum isimli bölümü yayına hazırlayan Sevda YAZAR Hanımefendiye ve büyük bir özveriyle tashihlere yardımcı olan Peren BİRSAYGILI Hanımefendi’ye teşekkür ederim. Yine bu çalışmaya özgün makalesiyle katkıda bulunan Cihan AKTAŞ Hanımefendiye, Bülent Şahin ERDEĞER’e, makalesini yayınlamamıza müsaade eden Ertuğrul CESUR Bey’e, makalesini çevireceğimizi duyunca böyle bir çalışmada kendi makalesinin de bulunmasından duyduğu memnuniyeti büyük bir heyecanla bizimle paylaşan Dr. Mohammad Omar FAROOQ Bey’e, bu kitabın basımını büyük bir heyecan ve istekle kabul eden Gezgin Yayınları sahibi Musa ÖZTÜRK Bey’e, site ve kitap çalışmalarımda sabahlara kadar yanan ışıklara ve sigara dumanlarına tahammül eden eşim Dr. Sema YILMAZ’a, sitemizin hosting hizmetini veren Network yazılım sahibi Doğan BEYRİBEY’e ve adını anmayı unuttuğum fakat değerli katkılarını asla unutmayacağım dostlara şükranlarımı sunuyorum.

    Son olarak diyorum ki, yalnızların dostu, mustaz’afların rehberi, mahrumların umudu, fedakar öğrencilerin aziz öğretmeni, Puran’ın Ali’si, İhsan’ın ve SuSa’nın babası ve İnkılab’ın büyük önderi Doktor Şeriati’yi anma, anlama ve anlaşılmasına katkı olmak üzere girişilen bir çabanın ürünü olan bu çalışma birçok eleştiri, katkı ve yardım beklemektedir.

    Genç neslin ders halkalarının aziz öğretmeni Şeriati bizim için bir yol aydınlığı olmaya devam edecektir. Tüm saldırılara, karalamalara ve çamur atmalara rağmen Şeriati dostları onun hatırasını canlı tutmaya, düşüncesini anlamaya ve geliştirmeye devam edeceklerdir.
    Vesselam…


    bilgi

    Ocak 27th, 2009

    küpBilgi, sosyal bir varlık olan insanoğlu için vazgeçilemez unsurların başında gelir. Yaşamımız boyunca belirli iş, görev ve faaliyetleri nasıl ifa edeceğimizi öğreniriz. Bu bilgi ve tecrübelerimizi sosyal yaşamda karşılaşacağımız olaylarda tekrar tekrar kullanırız ve karşımıza çıkan yeni durumlara uyarlarız. Bilgi yönetimi, tıpkı günlük yaşamımızda olduğu gibi, bilgi edinme, bilgiyi kullanmak, bilgiyi tekrar kullanmak için gerekli işlemleri yapmak ve yeni koşullara uyum sağlayacak şekilde mevcut bilgilerimizi uyarlamak ile alakalı bir süreçtir. Bu açıdan bakıldığında bilgi yönetiminin genel amacı, bilginin birden fazla kişinin (örgütün, toplumun v.b.) kullanabilmesine elverişli, yani paylaşılabilir bir hale getirilmesidir. Bilgi, örgütleri ve toplumu bir arada tutan bir unsurdur. Bu anlamda bilgi yönetimi, günümüzdeki şekliyle adlandırılmasa da, uzun yıllardır kullanılan bir araç konumundadır. Toplumsal organizasyonların oluştuğu ilk andan beri insanlar, birbirlerinin bilgi ve tecrübesinin ortak kullanımının meydana getirdiği sinerjiyi kullandıkları bir öğrenme sürecinden geçmektedir.

    Günümüzde bilginin elde edilmesi, paylaşılması ve yaratılması üzerinde etkili olan en önemli unsur teknolojik gelişmelerdir. Yeni ve daha üstün teknolojilerin ortaya çıkması toplumsal yaşamın büyük ölçüde değişmesine, yeni ilişkiler ağının ortaya çıkmasına ve yaşamı sürdürmek için gerekli olan bilgilerin sürekli olarak yenilenmesine neden olmaktadır. Ticari ilişkilerde yeni iş pratikleri ortaya çıkmakta, yeni donanım ve yazılımlar günlük yaşamı değiştirmekte ve yeni standartlar oluşmaktadır. Teknolojik gelişmeler ve hızlı değişim ekonominin yapısını ve iktisadi faaliyetlerin niteliğini değiştirmektedir.

    Ekonominin zaman içinde odaklandığı alanlara bakıldığında ekonomi büyük ölçüde bilgiye dayanmaktadır. Önceleri, ekonomi kısıtlı kaynaklarla en fazla üretimi yapma konusu üzerinde odaklanmaktaydı (operasyonel mükemmellik), ikinci aşamada akıllı-becerikli ürünler üretme üzerinde duruldu (ürün liderliği), son zamanlarda ise ileri düzeydeki organizasyonlar özgün çözümler üretme ve müşterilerle yakın ve geniş ilişkiler oluşturma üzerinde odaklanılmaktadır (müşteri memnuniyeti). Günümüzde başarılı organizasyonlar, ekonomik yapıdaki değişime uyum sağlamak için mevcut bilgi stoğunu yeni duruma uygulayan ve rakiplerine kıyasla daha fazla rekabetçi özgün bilgi kullanan organizasyonlardır. Hızlı teknolojik gelişmeler mevcut bilgilerin de hızla demode olmasına veya rekabet gücünü artıracak özgünlükten uzaklaşmasına yol açmaktadır. Bu durumda, rekabet gücünü artırmak ve sürdürmek isteyen organizasyonlar için bir yandan yeni ve özgün bilgi kaynaklarını artırmak; öte yandan, kısa bir zaman dilimi içinde çok büyük miktardaki bilgiyi işleyip etkin bir biçimde yönetmek bir zorunluluk haline gelmektedir.

    Talep ve uluslararası rekabetteki değişikliklerin meydana getirdiği ekonomik ve piyasa kaynaklı gerekliliklerin bir sonucu olarak işletmeler içinde bilgi yönetimi önemini artırmakta ve bilgi, organizasyonların en önemli varlığı haline gelmektedir. Günümüzde her bilgi ve her tecrübe başkaları tarafından yeniden kullanılabilir. Bilginin ve en iyi uygulamaların belirlenmesi, transfer edilmesi ve yönetilmesi yeni ve özgün bilgi ve uygulamaların yaratılmasına, önemli miktarlarda tasarruf yapılmasına, karlılık ve verimliliğin artırılmasına yol açmaktadır. Bilgi yönetimi sürekli olarak gelişen bir uygulama alanıdır. Değişen koşullara ve organizasyonların farklı ihtiyaçlarına cevap verme gereği bilgi yönetiminin özgünlüğünü ve evrime açık boyutunu ortaya çıkarmaktadır. Bu anlamda bilgi yönetimi farklı boyutlara sahiptir: Bilgi yönetimi, insanların birlikte çalışma tarzlarını (sosyoloji), kişilerin spesifik durumlar ve değişen ortamdaki reaksiyonlarını (psikoloji) ve bilginin yaratılması ve işlenmesinde yardımcı olan teknik araçları (bilgi ve iletişim teknolojileri) içerir (Kuzca, 2001:12-13).