Düşünen her insan kucağına doğduğu toplumun üvey evladı! Bu insanlar inançlı olmayı çokça dosta sahip olmaktan yeğ tutarlar. Düşünce ve iman bir araya gelince, ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs’ teşekkül eder. Bu büyük ruhların ve yiğit adamların işidir. Bununla beraber övgünün kör edici tuzağı her zaman yolumuza kurulu durmaktadır. Düşünce adamının işi kırmadan, kızmadan sabırla anlamaya çalışmak. Yalnız anlamak mı? Anladığını bir namus cilvesi olarak anlatmak. Aydınlatmak. Yanmak yakılmak. Ama öncelikle aydınlanmak için yanmak, aydınlatmak için değil. Eğer böyle değilse geriye aldanmak ve aldatmak kalıyor. Ve maesefa tefekkürün Sina’sı her zaman metruk kalmaya mahkum. Serazad düşünce namus setresine bürününce mukaddeslerle mülevvesler arasındaki puslu şafakta bir güneş doğar. Bu hakikat güneşidir. Yalanın kirli yüzünü ifşa eden hakikat güneşi. Aydın’ın [ruşenfikr] görevi kakikatin ortaya çıkarılması. Eyyub gibi bir sabırla.
Düşünce keyfi yerinde beyler için birer lükstür. Düşünce diye ortalığı saran neseb-i gayri sahih dedikodu cümbüşü, yedi ceddi yabancı birer alufte. Bu kirli çeşmelerden içmek zorunda kalan zavallı yığınlar. Hakikat yasaklanmış! Aydının görevi Ferhad gibi dağları delerek temiz pınarlarla halkı buluşturmak, bütün vefasızlıklara, değer bilmezliklere, karalamalara rağmen.
Hayatı konuşmak ve yazmak olan bir iman ve düşünce adamının karşısındayız. Hayatı Çöl’de başlamış bir dava adamı. Kaderi çöl gecelerinde bir yıldız misali parlamak olan bir adam. Bir kandil. Acılarıyla, umutlarıyla, kederleriyle, ağlayışlarıyla, sevinçleriyle. Cedle-rinden aldığı büyük terbiye ile, iman ve düşünce tarihinin büyük kametlerini tek tek ziyaret ederek onlardan feyz almış bir adam. Selman-ı Pak ile kol koladır, Ebu Zer’in cübbesini giyinir, Ali ile kuyu kazar, İkbal’le arkadaşlık eder, Sartre ile kahve içer, Bergsonla münazara yapar, Massignon’un kitaplarını taşır. Bir eş, bir baba, bir öğretmen, bir arkadaş, bir bir bir… ama yalnız.
Zor zamanlarda yaşayan, yazan ve konuşan insanların kaderleri ‘zor’ üzerinde yükselir. Onlar aç kalmayı, horlanmayı, sürülmeyi göze alarak ait oldukları halklar üzerine şahitliklerini gerçekleştirmek için büyük fedakarlıklar gösterirler. Yaşamın lezzetlerini kendilerine haram sayan bu yüce ruhlar büyük davalar için hayatlarını feda ederler.
Bugün dünyanın birçok köşesinde kitapları okunan, tartışılan, sevilen, takip edilen, fikirleri hala canlı bir düşünce ve eylem adamıdır Ali Şeriati.
Bu kitapta okuyacağınız makaleler bir düşünce adamının, bir dava adamının, bir şehidin fikriyatını tartışmak, anlamak, anlatmak, derinleştirmek, yani biraz da yarım kalmış bir şarkıyı tamamlamak, tamamlanmasına vesile olmak gayesiyle 2006 yılının Mart ayında kurduğum[uz] bir internet sitesinin ilk meyvesidir.
Kurulduğu günden bu zamana kadar birçok makalenin, çevirinin, alıntının yayınlandığı sitemiz Ali Şeriati takipçileri için bir toplanma mekanı oldu. Birçok tartışmaya ev sahipliği yaptı. Ümidimiz odur ki Aziz Doktor’un tanınmasına, düşüncesinin biraz daha derinlemesine, anlaşılmasına, tartışılmasına katkı sağlamış olsun.
Bununla beraber sosyolojiden dinler tarihine, antropolojiden sanata, ideolojilerden ekonomiye, edebiyattan felsefeye kadar çok geniş bir sahada kısa ömrünce dolaşmış, yazmış, konuşmuş bir adam elbette son şarkısını söylemiş değildi. Durum böyle olunca anlaşılmasının önündeki engeller daha da ziyadeleşiyor. Birçok mevzuda fikirler beyan eden insanların anlaşılmaları elbette güçtür. Parçacı yaklaşımlarla, yeterince analiz edilmeden kulaktan dolma fikirlerle anlaşılmaya çalışılan insanların kaderi çoğu zaman karalanmak olur. Doktor da bunlardan ziyadesiyle nasibini almıştır. Fakat bu onun engin düşünce dünyasına, bağlı olduğu dini düşünceye asla halel getirmez. Birçok büyük şahsiyet kendi devrinden çok sonraları anlaşılabilmiştir. Bu çalışma bir Şeriati savunması değildir. Onun hayatı ve düşünceleri savunulmaya mahal bırakmayacak kadar derindir. Fakat o da kuru ekmek yiyen bir kuldu. ‘Alev denizinde mumdan gemi yüzdüren’ bir kul.
Bu çalışmanın amaçlarından birisi de artık bugün bir mektebe dönüşen Ali Şeriati düşüncesine mütevazı bir katkı sağlamak, bu alandaki külliyatın bir araya getirilmesine yardımcı olmaktır.
Şüphesiz ki bu çalışma bir samimiyetin ürünüdür. Eksiklikleri, yanlışlıkları için okuyucunun anlayış ve affediciliğine sığınacaktır. Bu ülkenin gündeminde on yıllardır bulunan bir yazar, düşünce ve bir iman adamının aziz hatırası elbette böyle küçük hacimli bir çalışmayla nihayetlendirilemez. Ama bu çaba bir ilk adım olarak değerli görülmelidir.
Birçok problemle beraber tanıştığımız Doktor’un eserleri, kötü çevirileriyle, parçalanmış baskılarıyla da olsa bu ülke insanının zihninde hep ayrı bir yer tuttu. Ali Şeriati okuyanlar diye kendilerinde hoş bir ayrıcalık hisseden insanlar varoldu. Bu Doktor’un düşüncesinin soylu bir meraka, samimi bir çabaya ve düşünceleri uğrunda hayatını feda edebilen büyük bir ruh yüceliğine olan bağlılığından gelmekteydi.
Hem site çalışmamız hem de bu eserin vücuda gelmesinde şüphesiz bana birçok kişinin yardımı oldu. Bu kişileri anmadan geçmek haksızlık olur. En başta bu çalışmada yer alan bazı makalelerin tercümesini hiçbir karşılık beklemeden yapan Sayın Melih AHISKALI ve Murat SÜRMEN Beylere ve Ali Şeriati Üzerine Bir Oturum isimli bölümü yayına hazırlayan Sevda YAZAR Hanımefendiye ve büyük bir özveriyle tashihlere yardımcı olan Peren BİRSAYGILI Hanımefendi’ye teşekkür ederim. Yine bu çalışmaya özgün makalesiyle katkıda bulunan Cihan AKTAŞ Hanımefendiye, Bülent Şahin ERDEĞER’e, makalesini yayınlamamıza müsaade eden Ertuğrul CESUR Bey’e, makalesini çevireceğimizi duyunca böyle bir çalışmada kendi makalesinin de bulunmasından duyduğu memnuniyeti büyük bir heyecanla bizimle paylaşan Dr. Mohammad Omar FAROOQ Bey’e, bu kitabın basımını büyük bir heyecan ve istekle kabul eden Gezgin Yayınları sahibi Musa ÖZTÜRK Bey’e, site ve kitap çalışmalarımda sabahlara kadar yanan ışıklara ve sigara dumanlarına tahammül eden eşim Dr. Sema YILMAZ’a, sitemizin hosting hizmetini veren Network yazılım sahibi Doğan BEYRİBEY’e ve adını anmayı unuttuğum fakat değerli katkılarını asla unutmayacağım dostlara şükranlarımı sunuyorum.
Son olarak diyorum ki, yalnızların dostu, mustaz’afların rehberi, mahrumların umudu, fedakar öğrencilerin aziz öğretmeni, Puran’ın Ali’si, İhsan’ın ve SuSa’nın babası ve İnkılab’ın büyük önderi Doktor Şeriati’yi anma, anlama ve anlaşılmasına katkı olmak üzere girişilen bir çabanın ürünü olan bu çalışma birçok eleştiri, katkı ve yardım beklemektedir.
Genç neslin ders halkalarının aziz öğretmeni Şeriati bizim için bir yol aydınlığı olmaya devam edecektir. Tüm saldırılara, karalamalara ve çamur atmalara rağmen Şeriati dostları onun hatırasını canlı tutmaya, düşüncesini anlamaya ve geliştirmeye devam edeceklerdir.
Vesselam…